24 Ekim 2014, Cuma

0 29

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde karşıt görüşlü iki grup arasında yine kavga çıktı.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde karşıt görüşlü öğrenciler arasında bu sabah yine kavga çıktı. Fakülte yönetimi durumu polis ekiplerine bildirmesi üzerine üniversite önünde araçlarında bekleyen çok sayıda sivil polis ve çevik kuvvet ekibi üniversite içerisine sevk edildi. Fakülteye giren polis, iki gruptan toplam 17 öğrenciyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınan öğrencilerin bir kısmının hafif bir şekilde yaralandığı görüldü. Gözaltına alınan öğrenciler, “Yaşasın Müslüman öğrenciler”, “Bizler Müslüman öğrencileriz, Müslüman öğrencilere edilen hakaret cevapsız kalmayacak” ve “Bizler Müslüman öğrencileriz, bunlar İslam’a ve Müslümanlığa hakaret ettiği için gerekli karşılığı veriyoruz” şeklinde slogan attı .

Gözaltına alınanlar fakültenin yanında bulunan Beyazıt Polis Merkezi Amirliğine götürüldü. Kavga sonrası yaralanan öğrencileri tedavi etmek için 112 sağlık ekiplerine haber verildi. Okul önüne ve polis merkezine gelen 2 ambulans ile hafif bir şekilde yaralanan öğrenciler tedavi edildi. Polis ekiplerinin okul önündeki bekleyişi devam ediyor.

Haber Kaynağı: Rahatsız

0 27

Hükümet, Lübnan’ın sınırını kapatmasının ardından daha büyük bir göç dalgasına karşı Suriye topraklarında tek taraflı güvenli bölge oluşturmayı planlıyor.

Türkiye Gazetesi’nden Ercan Gürses’in haberine göre; Suriye toprakları içinde ya da bizim sınırlarımızda Türkiye’nin güvenli bölge kararı alması an meselesi.

Güvenli bölge meselesi en son Bakanlar Kurulu toplantısı ve güvenlik zirvesinde konuşuldu. Söylenen şu: “Lübnan mültecilere sınırını kapattı. Bundan sonraki göç dalgası çok daha büyük olur”

Hükümet yetkilileri bu kadar büyük ikinci bir dalganın büyük sosyal sonuçları olacağını düşünüyor. Dolayısıyla muhtemel yeni dalgaların doğrudan güvenli bölgede karşılanması düşünülüyor.

Yeni mültecilerin ihtiyaçları bu güvenli bölgelerde sağlanır. Hatta Türkiye’dekilerin önemli kısmı da oralara kaydırılır. Bana bunu söyleyen yetkiliye “Peki koalisyon güçleri itiraz ederse” diye soracak oluyorum.

Cevabı şöyle: “Bize kalırsa itiraz hakları yok. Türkiye içindeki güvenli bölgeye zaten itiraz edemezler. Suriye’dekine de edemezler. İtiraz edene -O vakit çözüm bul- diye sorulur. Türkiye artık işin sınırında. Her an tek taraflı güvenli bölge kararını alabilir.” Konu Genelkurmay Başkanlığı ile de masaya yatırıldı.

Kaynak – Milliyet

Haber Kaynağı: Rahatsız

    0 20

    CHP’li vekil Erdoğdu, yolsuzluklara ilişkin çok önemli belgelerin eline ulaştığını, çalışması gerektiğini belirtti.

    CHP Parti Meclisi üyeliğinden istifa eden CHP İstanbul milletvekili Aykut Erdoğdu, “Bana oy veren delegelerden özür dilerim. Ben, parti içinde kurulan, Yolsuzlukları Araştırma Birimi’nin başındayım ve geçtiğimiz günlerde çok önemli belgeler elimize geldi, bunları incelememiz gerek. PM üyeliği bu çalışmalara ket vuracaktı” dedi.

    Erdoğdu yaptığı açıklamada, birim olarak 14 büyük sektörde inceleme yaptıklarını ve yakında bu sektörlere ilişkin açıklamalarda bulunacaklarını belirterek, “Seçimler öncesi bu sektörlerdeki yolsuzlukları açıklayacağız. Bunları oy kaygısıyla değil, bu karanlık dönemin unutulmaması, kayda alınması için yapacağız” diye konuştu.

    BİNLERCE SAYFADAN OLUŞAN BELGELER

    İstifasına ikinci neden olarak son günlerde eline gelen ve binlerce sayfadan oluşan belgeleri gösteren Erdoğdu şöyle devam etti:
    “Belgeler devletimizle ilgili bizi çok kaygılandıran belgeler. Bunları bizi kimselerin kullanmasına izin vermeden inceleyecek ve açıklayacağız. Parti Meclisi, bu çalışmalarımıza ket vuruyordu. Ayrıca örgütlü çalışma zaman zaman fedakârlık gerektirir. Parti disiplini çerçevesi içinde o fedakârlığı yapmamız gerekiyordu. Biz Kuvayı milliye ruhundan doğan bir gelenekten geliyoruz. Gereken yerde fedakârlık yapmaktan çekinmeyiz.”

    MÜCADELEYE AYNEN DEVAM

    Erdoğdu, “CHP’nin demokratik bir parti” olduğunu ifade ederek, “CHP içinde söylememiz gerekenleri Genel Başkan ya da diğer yöneticilere söyledik, ama basının önünde kameraların önünde söylemedik” dedi. Gerek partideki gerekse parti dışındaki mücadelesine aynen devam edeceğinin altını çizen Erdoğdu, “Söylemem gerekenleri bir adım geri atmadan dile getireceğim” diye konuştu.

    MİLLETVEKİLLİĞİ PAZARLIĞI

    Parti Meclisi’nden istifası sırasında “milletvekili adaylığı pazarlığı yapıp yapmadığı” yolundaki söylentilere de değinen Erdoğdu, “İstifa konusunu Genel Başkan ile sadece telefonla konuştum. Böyle bir pazarlık asla olmadı. Namusum, onurum ve şerefim üzerine temin ederim ki, bu konuda tek bir kelime bile konuşulmamıştır” dedi.

    Kaynak  Sözcü

    Haber Kaynağı: Rahatsız

    0 34

    Yargıtay karar verdi: Vatandaştan kayıp-kaçak parası alınamaz. Bu da 100 liralık bir faturanın 20 lirasını oluşturuyor.

    Faturanın yüzde 20′sini geri alabilirsiniz!

    Yargıtay, elektrik faturalarında yer alan kayıp-kaçak, perakende satış-hizmet, sayaç okuma, iletim sistemi kullanım ve dağıtım bedellerinin vatandaştan tahsil edilemeyeceğine karar verdi. Bu 5 kalemin elektrik faturalarındaki payı yüzde 20. Yargıtay’ın kararına konu olan tutar, her 100 liralık faturanın 20 lirasını oluşturuyor.

    Vatandaşlar zamanaşımı süresi olan 10 yıl geriye dönük olarak bu bedelleri dağıtım şirketlerinden tahsil edebilecek. Ancak abonelerin, geçmiş 10 yılda bu kalemlere ödedikleri paraları geri alabilmeleri için yargıya başvurması gerekiyor.

    TİCARİ ABONE DE PARASINI ALABİLECEK

    Yargıtay kaynakları, “Bu kararda, adı geçen kalemlerin vatandaşlardan tahsil edilmeyeceği hususunda mesken ya da ticari mekân ayrımı yapılmamaktadır. Dolayısıyla mesken veya ticari abonelerin tamamı geriye dönük olarak bu kalemlere ödedikleri ücretleri dağım şirketlerinden tahsil edebilir” dedi.

    Kaynak : Habertürk

    Haber Kaynağı: Rahatsız

    0 35

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun YPG ile ilgili sözleri MHP lideri Devlet Bahçeli’yi kızdırdı.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal paylaşım sitesi Twitter’deki adresinden gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Hükümetin ve CHP’nin Kobani konusundaki tutumunu çok sert sözlerle eleştiren Bahçeli, Türkiye’nin içinin oyulmaya çalışıldığını öne sürdü. İşte Bahçeli’nin o sözleri;

    “Bölücü terörün kuyruğuna giren, hain emelleri omuzunda gezdiren sağından soluna kadar geniş bir kuşak Türkiye’nin içini oymakla uğraşıyor. İhanet gişesi dolup taşıyor, vizyondaki vatan ve millet düşmanlığı rekorlar kırıyor, çözülme filmine akıl almaz bir ilgi gösteriliyor. Birisi peşmergeye koridor açıyor ve PKK’yı silahlandırıyor, diğeri YPG’yi övüyor ve küresel çevrelere dalkavukluk yapıyor. Olamaz dediğimiz şeyler oluyor, ‘o kadar uzun boylu değil’ dediğimiz ne varsa sahneye çıkıyor.

    BAHÇELİ’YE KOLTUK DEĞNEĞİSİN DEMİŞTİ

    14 Ekim’deki grup toplantısında Kılıçdaroğlu tezkere konusunda hükümetle aynı kararda olan MHP liderini eleştirmiş ve şunları demişti;

    Sayın Devlet Bahçeli bizim önerimize karşı çıkmış. Acaba kendisinin onay verdiği tezkereye bilerek mi onay verdi. Neden biliyor musunuz. Bu ülkeye yabancı asker postalının gelmesine CHP olarak karşıyız. Biz hiçbir zaman buna evet demedik ama Bahçeli sen evet dedin. Farkın da mısın. Biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü hep savunduk. Tampon bölgeye hayır dedik. Uçuşa yasak bilgeye karşı çıktık. Sen bunlara evet dedin…

    AKP ne zaman sıkışsa koltuk değneği her zaman hazırdır. Biliyorsunuz ben de biliyorum. Şimdi diyecekler ki biz ona PKK için evet dedik. Geçin onları. PKK için yabancı askere ihtiyaç mı var. Bizim milliyetçiliğimizden ulusalcılığımızdan şüphemiz yok.

    Haber Kaynağı: Rahatsız

    0 28

    Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) rüşvetin önlenmesine ilişkin gelişmelerden ciddi endişe duyduğunu açıkladı. Türkiye’de en yüksek yetkililerin karıştığı soruşturmada 96 kişinin takipsizlik aldığına dikkat çekti.

    OECD’nin “Rüşvetle İlgili Çalışma Grubu”, Türkiye’nin rüşvet uygulamalarıyla mücadele sözleşmesini uygulama seviyesine ilişkin saptamaların yer aldığı raporu tamamladı. Raporda, dış rüşvete ilişkin bazı uyarılar yer alırken iç rüşvet konularının da endişe kaynağı olmayı sürdürdüğü belirtildi.

    Raporda, “Diğer birçok ülkedekiler gibi Türkiye’nin şirketleri yolsuzluğa eğilimli sektör ve ülkelerde iş yapıyor. Buna karşın Türkiye’de 2003’te suç olan uygulamalardan sadece 10 iddia Türk yetkililerin dikkatine geldi. Türkiye bu iddiaların sadece 6’sı için soruşturma açtı, 3’ü kapandı. Ça Türkiye’nin uygulama çabalarında yetersiz proaktif olmasından endişe duyuyor” ifadeleri yer aldı. Raporda, iç rüşvete ilişkin de saptamalara dikkat çekildi.

    Türkiye’nin 2013 Aralık’ta iç rüşvet, para aklama ve altın kaçakçılığının içinde bulunduğu, hükümetin en yüksek düzeydeki yetkililerinin karıştığı yüksek profilli bir soruşturma deneyimi yaşadığı kaydedilen raporda, “2014 başında Türk hükümetinin, bazı savcı ve hâkimlerin yanında, Aralık 2013 soruşturmasına dahil olanların da aralarında bulunduğu birkaç yüz adet polisi atamaya tabi tuttu. Kısa süre sonra Türk parlamentosu seçilmişlerin yargı üzerindeki gücünü artıran tartışmalı bir yasa çıkardı. 1 Eylül 2014’te, Aralık 2013 soruşturmasına yeni atanan savcı 96 kişinin soruşturulmasına gerek olmadığı kararını verdi. Siyasi müdahalenin dış rüşvet soruşturmalarını ve savcıları etkileyebileceği riski, Çalışma Grubu’nun ciddi bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor” denildi.

    Aynı olaylarla ilgili örneğe raporun bir başka bölümünde de değinilirken bunların Türkiye’deki kolluğun tarafsızlık ve bağımsızlığıyla ilgili algılamaları etkilediği kaydedildi. Raporda, Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın geniş çaplı atamaların yargı bağımsızlığına zarar verdiği görüşünü ifade ettiği de hatırlatıldı.

    Kaynak: Rotahaber

    Haber Kaynağı: Rahatsız

      0 26

      Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık arasında ilk kriz “köstebek-danışman” tartışmasından çıktı.

      Köşk’e çıktıktan sonra iki kez geceyarısı AKP Genel Merkezi’ne giden Erdoğan, teftişte bulundu.

      Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başbakanlık’ta kalmasını istediği çekirdek ekipte yer alan bir danışman, Başbakan Davutoğlu’nun ekibi tarafından “tüm toplantıların bilgilerini” Köşk’e taşımakla suçlandı. Ve, söz konusu danışman toplantılara alınmamaya başlandı. Bu durum, Köşk ve Başbakanlık ekipleri arasında, gizli bir güç savaşının yaşanmasına neden oldu.

      İlginç danışman krizinin hikayesi şöyle:

      Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yakın çalışma ekibinin büyük bir kısmını Köşk’e taşıdı. Özellikle Erdoğan’ın politikalarını oluşturan çekirdek ekibin tamamı Köşk’e gitti. Ancak bu ekipten bir kişinin, Başbakanlık Başmüşaviri olarak çalışmalarına devam etmesi kararlaştırıldı. Danışman da, Erdoğan Köşk’e çıktıktan sonra Davutoğlu başkanlığında yapılan tüm toplantılara katılmaya başladı.

      Danışmanın tüm toplantılara katılması Davutoğlu’nun ekibini rahatsız etti. Kısa bir süre sonra, danışmanın toplantıların özetini, Köşk ekibine taşıdığı yönünde iddialar dolaşmaya başladı. Yani Erdoğan’ın çekirdek ekibinde yer alan kamuoyunun yakından tanıdığı danışman, Başbakanlık’ta “Köşk’ün köstebeği” olarak anılmaya başladı. Ve Başbakanlık ekibi, danışmandan habersiz toplantı yapmaya başladı. Hatta, Başbakanlık’ta danışmana göreve gönderilerek, toplantı yapıldığı bile iddia ediliyor.

      “Acil başkanlık sistemine geçmek lazım”

      Başbakanlık kulislerinde, danışmanın yaşadıklarını Köşk ekibine aktardığı ve Köşk ekibinin de Başbakanlık ekibine bu durumdan dolayı tepki gösterdiği kaydedildi. Yani Başkent kulislerinde ilk krizinin danışman ekiplerinin güç savaşından çıktığı konuşuluyor. Hatta, krizle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bilgi verildiği Erdoğan’ı, “Bu iş böyle olmayacak. Bizim acil olarak Başkanlık sistemine geçmemiz gerekiyor” şeklinde konuştuğu iddia ediliyor.

      Erdoğan AKP binasını gece ziyaret etti iddiası

      Ankara’da son dönemde ilginç bir iddia ortaya atıldı. Çukurambar kulislerinde dolaşan bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan Köşk’e çıktıktan sonra AKP Genel Merkezi’ni iki defa ziyaret etti. Bu ziyaretler gece yarısı gerçekleşti. Bu nedenle de, baskın olarak nitelendiriliyor. Ziyaretlerin sır gibi saklandığı ve bazı genel başkan yardımcılarının olayın duyulmaması için genel merkezdeki çalışanları sıkı sıkı tembihledikleri ifade edildi. Baskın olarak nitelendirilen ziyaretlerde ise, Erdoğan’ın yanında birkaç danışmanı ile az sayıda korumasının bulunduğu da belirtildi.

      Köşk’ü vermekten vazgeçtiler

      Cumhurbaşkanlığı, “Ak Saray” olarak nitelendirilen Ankara’nın Beştepe semtinde bulunan yeni saraya taşınmaya hazırlanırken, Cumhurbaşkanlığı Köşk’ünü de Başbakanlığa tahsis etmeyi planlıyordu. Ancak, Köşk ekibi bu karardan vazgeçti. Şimdi Köşk’ün yabancı misafirler için konukevi niteliğinde kullanılmasının gündemde olduğu konuşuluyor. Bu durumun, Köşk ile Başbakanlık ekibi arasında yaşanan gizli çekişmeden kaynaklandığı da öne sürülüyor.

      KAYNAK: HÜSEYİN ÖZAY / TARAF

      Haber Kaynağı: Rahatsız

        0 32

        Jandarma ve Sahil Güvenlik komutanlıklarının İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını içeren ‘Güvenlik Paketi’ ile ilgili askerin özellikle 3 konuda endişesi ön plana çıkıyor.

        Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in kişiye özel ibaresiyle Başbakan Ahmet Davutoğlu’na gönderdiği yazıyla ilgili Ankara kulislerine yansıyan bilgiye göre, Jandarma personelinin atama yetkisinin İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasıyla teşkilatın siyasi etkilere açık hale gelebileceğine dikkat çekiliyor. Askeri hiyerarşiye göre yapılanmış Jandarma’nın, askeri teamüllerden uzak siviller tarafından atama ve sicil bakımından değerlendirilmesinin sağlıklı olmayacağına işaret ediliyor.

        DOĞU’DA SIKINTI

        Dikkatle değerlendirilmesi istenen bir diğer nokta , Irak ve Suriye’deki IŞİD tehdidinin güvenlik sorunlarında zafiyet yaratacağı oldu. Ayrıca Doğu ve Güneydoğu’da PKK ile mücadele eden birliklerin çoğunlukla Jandarma ve Kara Kuvvetleri personeli karmasından oluştuğuna vurgu yapıldı. Bundan dolayı Jandarma’nın İçişleri’ne bağlanması durumunda emir komutada ciddi boyutta aksaklıklar yaşanabileceği belirtildi.

        UZMAN PERSONEL

        Özellikle Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda uzman personel sıkıntısı doğabileceğine de dikkat çekilirken, Jandarma’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasıyla bir savaş halinde TSK personelinde yaklaşık 200 bin kişilik bir azalma olacağı uyarısı da yapıldı.

        BAKANLIK: ASKERİ GÖREV SÜRECEK

        İçişleri Bakanlığı ise henüz taslak halindeki çalışmada Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın, askeri görevleri dışındaki görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin olarak atama, değerlendirme ve disiplin konularında İçişleri Bakanı’nın ve valilerin yetkilendirilmesinin öngörüldüğünü açıkladı.

        Edinilen bilgiye göre taslakta diğer öne çıkan bazı önemli noktalar şunlar oldu:
        1- Başında tuğgeneral bulunan jandarma bölge komutanlıkları kaldırılacak. 2- İllerdeki jandarma alay komutanları doğrudan il komutanı sıfatıyla valiye bağlanacak. 3- Vali o ildeki jandarma personelinin sicil amiri olacak. 4- Jandarma personelinin görevden alma işlemleri İçişleri Bakanlığı’na devredilecek. 5- İdari ve adli soruşturma için Genelkurmay izni aranmayacak. 6- Jandarma Genel Komutanlığı’nın Genel Müdürlüğe dönüştürülmesi söz konusu değil. 7- TSK’nın bir orgeneral kadrosu Jandarma’ya verilecek. 8- Jandarma Genel Komutanı’nın MGK üyeliği sürecek. 9- Jandarma, personel kaynağını yine TSK’dan karşılamaya devam edecek. 10- Taslağa son şekli Genelkurmay’la yapılacak görüşmelerden sonra verilecek.

        ÜNİFORMA MAVİ VEYA LACİVERT

        ‘Güvenlik Paketi’ Jandarma üniformasının değiştirilmesini de içerdiği için bu yönde bazı hazırlıklar yapıldığı öğrenildi. Üniformanın hâki renkten birçok AB ülkesinde olduğu gibi mavi veya lacivert olabileceği belirtiliyor.

        Haber Kaynağı: Rahatsız

        0 37

        ABD’nin terör ve finanstan sorumlu Hazine Bakanlığı Müsteşarı David Cohen, radikal selefi IŞİD örgütünün kaçak petrol ticaretinden günlük olarak 1 milyon dolar para kazandığını söyledi. Cohen, IŞİD’in söz konusu petrolü Irak’taki Kürtler üzerinden Türkiye’ye sattığını iddia etti.

        Washington merkezli Carnegie Endowment for International Peace adlı düşünce kuruluşunda konuşan Cohen, IŞİD’in iyi finanse edilen terör örgütlerinden bir tanesi olduğunu ifade etti. Örgütün petrol gelirlerini yasadışı yollar ile sağladığı için takip edilmesinin zor olduğuna dikkat çeken Müsteşar Cohen, “Petrol satışı, birisi tarafından satın alınan bir şirket üzerinden yapılıyor olabilir. Belki banka hesabı vardır. Yaptığı iş finanse ediliyor olabilir, tesisleri lisanslı olabilir” diye konuştu. Cohen, Suriye’nin de IŞİD’ten petrol aldığını öne sürdü.

        Müsteşar Cohen, IŞİD’in yalnızca ABD finans sistemi içindeki varlıklarını dondurmanın dışında, örgütün bankalarla kurabileceği irtibatı ve transferleri daha da zor hale getirebileceklerini söyledi. Örgütün uluslararası finans sistemine erişiminin engellenmesi gerektiğini vurgulayan Cohen, bakanlıklarının, IŞİD’e destekte bulunan finansörlerin daha fazla hedef alınması için Katar ve Kuveyt yetkililerine çağrıda bulundu.

        Amerikalı müsteşara göre IŞİD, her ay düzenli olarak zengin işadamlarından birkaç milyon dolar bağış topluyor. Örgüt bununla sınırlı kalmıyor. Bankaları soyuyor ve rehine aldığı kişilerden fidye alıyor. Günlük ortalama 4 milyon dolar değerinde gelirlerinin olduğunu kaydeden Hazine müsteşarı, IŞİD’in yıl içinde rehin tuttukları şahıslardan 20 milyon dolar fidye aldığını belirtti.

        IŞİD’in El Kaide’nin aksine, gelirlerinin büyük bir kısmını sınır ötesinden elde etmediğini kaydeden Cohen, hazine bakanlığı olarak gasp ve yerel bölgede meydana gelen suçlarla elde edilen gelirlere karşı mücadele imkanlarının olmadığını vurguladı. Cohen, IŞİD için “Bunlar banka soyuyor. Suriye ve Irak’taki binlerce yıllık antikaları yağmalayarak satıyorlar. Çiftçilerin hayvanları ve mahsüllerini satıyorlar. İnsan ticareti yapıyorlar” dedi.

        Haber Kaynağı: Rahatsız