Kitap & Dergi

Özlediğimiz Beyoğlu’nun Kalbinde: Güney Palas ve Mr.Cas Hotel

Heyecanlıyız! Uzun zamandır ilk defa beraber İstiklal Caddesi’ne gidiyoruz. Biraz da endişeliyiz. İstiklal Caddesi’ni bıraktığımız gibi görememek bizi çok üzecek çünkü biliyoruz. Bir çanta yapıp akşam Mr.Cas Otel’de kalmak için evden çıkıyoruz. Uber bizi Nevizade’nin orada bırakıyor. Hava çok güzel. Çiçek Pasajı’ndan geçiyoruz, bomboş olmadığını fark edip, arada bizim tarzımız kişileri gördüğümüzde seviniyoruz. İstiklal’e çıkıp, derin bir nefes alıyoruz. Mr.Cas Otel, tam karışımızda. Galatasaray Lisesi’nin hemen solunda kalıyor. Galatasaray Lisesi’nin kapısını bile özlemişim. Beyoğlu’nun havasını, gençliğime kazınmış olan enerjisini… “Akşam tekrar dışarı çıkar, dilediğimiz kadar vakit geçiririz” diyerek Güney Palas Apartmanı’ndaki Mr.Cas’a giriyoruz…

Otelden içeri girdiğimiz anda kendimi The Great Gatsby romanında gibi hissediyorum. Aynı duyguyu Koç Pera’daki nikahımızdan sonra Tuna ile kaldığımız Pera Palas’ta da hissetmiştim. Kristal avizeler, kadife koltuklar, koridorlarda asılı olan Beyoğlu hanımefendi ve beyefendilerinin siyah-beyaz fotoğrafları, yüksek tavanlar, orijinali bozulmamış kartonpiyerler, tavanlardaki kalem işi el boyamaları… Bunları görünce odaya doğru gidemiyorum. Her detayı incelemek istiyorum.

Odamıza giderken yukarıda fotoğrafını gördüğünüz koridordan geçiyoruz. Daha güzel bir geçiş olabilir mi? Odamız ayrı güzel. Beyazın hakim olduğu odada muhteşem pirinç detaylar var. Odadan çıkmak istemiyoruz ancak hem Mr.Cas’ın ünlü lounge’nın merakıyla, sonrasında İstiklal Caddesi’nde gezme heyecanıyla odada az vakit geçirip çıkıyoruz.

Mr.Cas’ın lounge bölümüne mutlaka gitmelisiniz! Bu kadar güzel döşenmiş bir bölüme uzun zamandır girmemiştim diyebilirim. Özellikle bar ve karşısındaki şömine yanındaki oturma alanı muhteşem.

Şansımıza hava çok güzel olduğu için lounge’un terasına çıkıyoruz. Karşımda sapsarı binasıyla Galatasaray Lisesi, uzaktaki kilisenin çanları çalıyor. Bara ilk girdiğimiz anda sipariş ettiğimiz kokteyller masamıza geliyor. Bizden keyiflisi yok!

Akşam otelde hazırlanıp, İstiklal Caddesi’nde yavaş yavaş yürüyerek, İstanbul’un en leziz mekanlarından Yeni Lokanta’ya gidiyoruz. Arkadaşlarımızla buralarda buluşmayı ne kadar da özlemişiz! Muhteşem bir yemeğin ardından otele dönmek için sabırsızlanıyoruz. Mr.Cas’ta uyanmak ayrı bir keyif. Yine çanlar çalıyor, lounge bölümünde açık büfe olan kahvaltımızı ediyoruz. Ve sonunda dönüş vakti. Mr.Cas ve Beyoğlu sayesinde harika bir 24 saat geçirdiğimiz için çok tatmin olarak evimizin yoluna koyuluyoruz…

Gün bitti ama yazım bitmedi. Aşağıda sizler için Güney Palas’tan ve Mr.Cas’tan da bahsetmek istedim. Okuyun. Sonrasında en yakın zamanda rotanızı Güney Palas’a çevirin.

Güney Palas’ın Hikayesi

Güney Palas apartmanının bulunduğu arsanın 1884’teki ilk sahibi, İngiltere tabasından Jozef Kanzof’muş. Pera’daki bu arsaya 1900′ün Aralık ayında inşa edilen Güney Palas binası, Sait Paşa Hazretlerine satılmış. 1933 yılında ise binayı Yüksek Mühendis Ragıp Devres satın almış. Güney Palas apartmanı, o tarihlerden itibaren çok önemli isimlere ev sahipliği yapmış. Ünlü modacılardan şairlere, sinemacılardan yazarlara kadar hatırı sayılır kişiler burada yaşamış. Yeşilçam yıldızları dahil birçok Beyoğlu “hanımefendisi ve beyefendisi” bu apartmanda gerçekleşen davetlere katılırlarmış.

“Terziler Apartmanı” olarak da bilinen Güney Palas’ta, ünlü moda duayeni Yıldırım Mayruk’un da atölyesi yer alıyormuş. Otele girdiğimde resepsiyona merdivenlerle çıkarken Yıldırım Mayruk’un mini müzesini görüp, o katta uzun süre durdum. Yıldırım Mayruk’un diktiği kıyafetlerin, dikiş makinesinin, ünlülerin ona yazdığı notların bulunduğu bölüme mutlaka uğramanızı tavsiye ederim.

Peki Mr.Cas Kim?

Yaşamını Güney Palas apartmanında sürdürdüğü düşünülen Mr.Cas, bu apartmanda büyük davetler verirmiş ve önemli misafirleri burada ağırlarmış. Bu gizemli adam, müzik zevki, şıklığı ve verdiği davetlerle bilinen bir kişiymiş. Mr.Cas bana direk The Great Gatsby’yi hatırlattı! Yukarıda anlattığım gibi, Mr.Cas otelini gezerken duvardaki fotoğraflardan, bordo-yeşil ağırlıklı şık dekordan kendinizi The Great Gatsby romanında hissediyorsunuz.

Otelde kalmasanız bile, Yıldırım Mayruk’un mini müzesini ziyaret edebileceğinizi ve otelin barında enfes kokteyller içebileceğinizi unutmayın. Gitmişken yanınızda fotoğraf makinenizi de götürün. Otelin her detayını fotoğraflamak size ayrı bir keyif verecek.

Herkese sevgiler!

Kaynak: the Magger

Kaynaktan Oku

Yorum yazın