Kültür Sanat

Sahte Bir Delilik: Girl, Interrupted

Susanna Kaysen; Amerikalı, 1948 doğumlu bir yazar. 20’li yaşlarında geçirdiği psikolojik rahatsızlıklardan dolayı kendi isteğiyle bir rehabilitasyon merkezine yatmaktadır. Yazarımız o dönemde başından nelerin geçtiğini, 1993 yılında yayımladığı “Girl, Interrupted” kitabında anlatıyor.                                                                                                                                      Eser, James Mangold tarafından 1999 yılında sinemaya uyarlanmış. Film, borderline kişilik bozukluğu olan ana karakterimiz Susanna’nın üzerinden anlatılıyor. Susanna, insanların hayatının, onsuz daha iyi olacağını düşünerek başarısız bir intihar girişiminde bulunuyor. Bu süre içerisinde kendisine inancı kalmamış, “etik” kavramı içerisinde sık sık boğulmuştur. Susanna’nın aslında insanlara bir şeyler anlatmaktan ziyade insanlar tarafından anlaşılmak istediğini görüyoruz. Filmde yaşanan her trajik olay, son derece yoğun bir şekilde işlenmiş. Her insanın çok şey istediğini ama buna karşılık olarak hiçbir şey yapmadığını ve tabii ki melankolinin tatlılığı sık sık vurgulanıyor.
Ana karakterimiz Susanna, rehabilitasyon merkezinde kendi hastalığının teşhisini koyma karmaşası yaşarken kendisinin borderline olduğunu öğrendikten sonra ön görülebilir bir tepki veriyor ve bunu reddediyor. Kabullenme, reddetme, hesaplaşma aşamalarından geçerken ona bu yolculukta refakat eden dostları, olayın karmaşık olmadığını ve aslında kendisinin bir sorununun olmadığını dile getiriyorlar. Bu sürede yüzleşmekten korktuğu her şey teker teker başına geliyor. Bağlanmaktan korkan Susanna’nın vicdan ile aşkı birbirinden ayırt edememesi ve her seçimin bir vazgeçiş olması onu bir hayli yoruyor. Her insan gibi aşkı arayan karakterimiz, kendisini bu savaştan çekip bağlantısının hiçbir zaman kopmasını istemediği dostlarına bırakıyor. Ardından, anlık zevkleri yüzünden etik olmayan bir ilişkisinin gün yüzüne çıkması ve dostlarının bu konuda ona destek olması Susanna’yı rehabilitasyon merkezinden koparamıyor.

Her seferinde tökezlemekten yorulan ve sırf bu yüzden kendini öldürmeye çalışan Susanna, ilerleyen zamanlarda insan kaybetmenin ne demek olduğunu acı bir şekilde öğreniyor. Bu süreçte Susanna’ya rehabilitasyon merkezini güvenli hissettiren en yakın dostu Lisa’nın (Angelina Jolie) ortadan kaybolması karakterimize büyük bir çöküş yaşatıyor. Kendisinin tam anlamıyla hasta olduğunu ve bundan nasıl kurtulacağını düşünürken, baş hemşirenin yardımıyla eylemlerini toplumun isteklerine göre gerçekleştirdiği sürece bu işin içinden çıkabileceğini anlıyor.                                                                                                                                         

Susanna rehabilitasyon merkezinden çıkmak için elinden geleni yapmaya hazır hale geliyor. Dostlarına ulaşmaya çalışmanın kendisini toparlayamayacağını anlıyor ve kendisini arkadaşlarından soyutluyor. Kendi içindeki sorunları aşmak için tuttuğu günlüğü oradan çıkmaya hazır olduğu gece ortadan kayboluyor ve işler sarpa sarıyor. Lisa’nın gelmesi ve Susanna’nın günlüğünü okuması ile herkes birbirine giriyor. Lisa, tek dostunu suistimal edememekten korkuyor ve Susanna’yı kaybetmemek için onu inandığı şeylerden vazgeçirmeye zorluyor. Susanna, bütün bunlardan uzaklaşmaya ve kaçmaya çalışırken aslında Lisa’nın bile kendine itiraf edemediği, kabullenemediği her şeyi ona anlatıyor. Çok küçük yaşta ailesini kaybeden ve kendisini aslında hiçbir zaman olmadığı “özgür insan” olarak gören Lisa’nın çöküşünü ve kabullenişi tam da burada görüyoruz. Soğuk, duygusuz ve son derece büyüleyici olan Lisa’nın, göründüğünden daha fazlasını yansıtması ve aslında kendi kendine ördüğü duvarı yakın dostu Susanna’nın yıkması ile Lisa için, içimizde bir umut ışığı yanıyor diyebiliriz.                                                                                                 Acı yüzleşmeler filmde sık sık geçiyor. Mükemmelliği aramanın sonunda aslında her şeyin “kusurlu” olarak daha güzel olduğu, ölümün çok kolay olduğu düşünülürken birini kaybetmenin acısının ne kadar zor olabileceği fevkalade şekilde anlatılıyor. Filmin müzikleri hakkında da bir kaç şey söylemek istiyoruz. Jefferson Airplane, Skeeter Davis ve Wilco gerçekten muazzam bir iş çıkarmış. Aynı kadroyu başka bir yapımda da beraber görmek istiyoruz ve son olarak, sınırlar siz gözünüzde büyüttüğünüz kadardır diyor ve bitiriyoruz.

Kaynak: Wannart

Kaynaktan Oku

Yorum yazın