Kültür Sanat

Yaz bitmeden nereleri gezmeli; işte İlber Ortaylı’nın önerileri…

Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, yaz mevsiminin son günlerinde “gezilmesi gereken” beş yer önerisinde bulundu. “Tabii mevsimi de dikkate almak zorundayız. Onun için size Güney İran’dan, Pakistan’da Lahor gibi bölgelerden veya Mısır’dan geziler önermiyorum” diyen Ortaylı, “Ama bunların dışında verdiğim liste şüphesiz diğer önemli şehirleri reddetmek anlamına da gelmez” ifadesini kullandı.

Hürriyet’te İlber Ortaylı’nın, “Yazın kalan günleri için gezi önerileri” başlığıyla yayımlanan (13 Ağustos 2017) yazısı şöyle:

Bu yazıda sadece eğlenme ve dinlenme amacı taşıyan bir program önermiyorum. Amacım, bir Türk’ün tarih bilgisini coğrafyaya oturtabilmesini sağlamak.

Tabii mevsimi de dikkate almak zorundayız. Onun için size Güney İran’dan, Pakistan’da Lahor gibi bölgelerden veya Mısır’dan geziler önermiyorum. Ama bunların dışında verdiğim liste şüphesiz diğer önemli şehirleri reddetmek anlamına da gelmez. Bir şeyi unutmayalım: Türk tarihinin bugüne kadar ve elan yaygın bir coğrafyada akışına devam ettiğini göz önüne almalı, tarihimizi oluşturan coğrafyayı gözlerimizle kaydedip tabanlarımızla belleyerek hayatımızın içine sokmalıyız. Bu tarih öğreniminde en önemli safhadır.

Konya’dan Alanya’ya inmeyi hiç düşündünüz mü?

Tatil deyince Ege ve Akdeniz kıyılarına hücum ediyoruz. Bilmemiz gereken başka bölgeler de var: Konya Ereğlisi’ni tanımak lazım. Beyşehir Gölü’nün kenarında Kubadabad Sarayı’nı, (Selçukluların yazlık sarayı), gölün öteki yakasında şehrin en önemli mescit ve camilerini -mesela en önemlisi 13’üncü asırdan Eşrefoğlu Camisi (Beylikler devri için en önemli eserlerden)- ve bilhassa ‘Eflatunpınar’ denen Hitit İmparatorluğu’nun en önemli anıtsal çeşmesini böyle bir gezide görürüz. Konya’nın güneyi fevkalade latif havası ve akşamlarının serinliğiyle ünlüdür.

Konya’dan Alanya’ya inmeyi düşündünüz mü? Artık eskisi kadar maceralı değil. Yolda İbradı ve Akseki’yi ziyaret edin. Osmanlı ulemasının ve kadıların çokça çıktığı merkezlerdi. Maalesef bütün Orta Anadolu kasabaları gibi mimarisi günden güne değişen bu şehirleri kaybolmadan ziyaret etmeniz lazım.

Burdur’da Sagalassos (Ağlasun) harabeleri, Yunan ve Latinlerin ‘Psidia’ dedikleri bizim ‘Teke’ adını verdiğimiz bu romantik coğrafyanın zihinlerimize kazanımını sağlar. Batı Anadolu’nun 12’nci yüzyıldan başlayan süreç değişikliği bu bölgeleri gezmekle anlaşılıyor. Medeniyetler nasıl birbirini izliyor ve iç içe geçiyor, Türkiye coğrafyasının 12’nci yüzyıldan beri gelen sakinlerinin buradaki kökleşmesi; fakir üsluplu okul kitaplarının anlatabileceği bir süreç değil. Antalya’ya bir kere de buradan inmeyi düşünelim.

Yarım yamalak gezmek bir şey ifade etmez

Ortaçağ İslam tarihinin en önemli merkezlerinden biridir. Madrid’in güneyindeki Toledo (Tuleytula) ve daha ileride Kurtuba önemli iki şehri. Toledo’da da 15’inci yüzyıldan sonra ülkemize göç eden Sefarad Yahudiliği’nin izlerini, bu önemli yurttaş kitlemizin yaşadığı bin yıllık bölgeyi, onun yanı başında da İslam kültürünün Toledo’ya bıraktıklarını görmeniz mümkün. Kurtuba, İslam sanatının ve medeniyetinin en önemli yeri. Mazide Romalı Cordoba Seneca’yı çıkaran bölge; İslam devrinde İbn-i Rüşd gibi büyük bir filozofu, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’yi ve Yahudi filozof Maimonides’i çıkarmış. En büyük mimari eser, maalesef hâlâ katedral olarak kullanılan Kurtuba Mescidi. Bu büyük eserin en önemli yönü, çatıyı tutan sütun ormanı ve tavanlarındaki Müslüman döneme ait Bizans modeli mozaikler… Binanın dıştaki dört cephesiyse içerisi kadar ilginç. Kurtuba’da İslami dönem, gerek sur içindeki zenginlikler gerekse surların dışındaki Medinetü’z-Zehra adlı küçük saray yerleşmesinde kendini gösteriyor. Güneye doğru inince El-Hamra Sarayı’nın bulunduğu Granada’yı (Gırnata) ve nihayet Sevilla’yı (İşbiliye) göreceğiz. Sekiz asırlık Müslüman İspanya’nın dünya tarihindeki önemi ve Avrupa’ya etkilerini gözlemek mümkün. Tabii yarım yamalak gezmek bir şey ifade etmez. Madrid’in Prado ve Kraliçe Reina Sofia gibi ünlü müzelerini, operasını da programa eklemeli.

İspanya, sanayinin ve muasır medeniyetin merkezi olan bir bölge. Mimar Gauidi’nin eserleri bu şehirde. Picasso ve Salvador Dali de buralı. Barcelona civarındaki Girona-Figueres’de görülmesi şart olan Salvador Dali Müzesi’ni unutmayalım. Barcelona bir musiki, opera şehri. Tabii kentin konser salonu (Palau de la Música) ve opera binası da (Gran Teatre del Liceu) önemli. Çarşısı, pazarı zengin; mutfağını tatmak lazım. Katalunya’nın başkenti, Avrupa’nın en Avrupa olan başkenti. Katalanca herkesin bileceği kadar çok konuşulan bir dil değil (yedi milyon) ama Katalanlar her dili biliyor.

Kesenin ağzını biraz açabilenler tekne kiralamalı

Dubrovnik başta olmak üzere yukarıda Saraybosna’dan başlayan bir geziyle bütün kıyıları gezmeye dikkat etmeli. Sakın ola ki kocaman turistik sefer yapan gemilere binmeyesiniz! Ahali bu tip turistlere hiç iyi hizmet vermiyor. Ya limanlar arası kısa seferleri veya kara yolculuklarını, kesenin ağzını biraz açabilenler de tekne kiralamayı tercih etmeli.

Adriyatik’in güneyine indiğimiz zaman Venedik medeniyetini en çok yaşatan Korfu, Kefalonya, Zakintos gibi adalar görülmelidir. Burada Osmanlı hâkimiyeti çok ilginçtir. Sadece 1800’de Rus ve Türk müşterek donanmasının Napolyon’a karşı bir zafer kazanarak ‘İonya’ dediğimiz adaları işgal etmesi ve burada himaye altında cumhuriyet kurdurması sayesinde oldu. Tarihte Venedik tesirini bu kadar saklayan bu adalarda, böylelikle bir dönem için Türk hâkimiyetinin göstergesi daha ortaya çıktı (Yedi Ada Cumhuriyeti). Daha önce Gedik Ahmet Paşa iki adayı geçici olarak mülke katmıştı. Sefere devam etmek için Peleponnes’in güneyindeki İnebahtı (Nafpaktos), Arta (Narda) ve Korint Kanalı’nı geçerek gireceğimiz Yunanistan’ın eski başkenti Anaboli (Yunancası Nauplion, İtalyancası Napoli di Romania). Yunanistan’ın bu ilk başkentinde ilk meclisin toplandığı Türk camisi, önünde ilk siyasi suikastın yaşandığı Türk çeşmesi ve adanın her yerindeki Osmanlı ve Venedik kalıntılarıyla güzel tabiat görülmeye değerdir.

Burayı görmeden 17’nci ve 20’nci yüzyıl Türk tarihini anlayamazsınız

Eylül için bugünkü Yunanistan’da görmeniz gereken en önemli kıta Girit Adası’dır. Girit özgün bir yer. Konuşulan Rumca bile kendine has. Bir zamanlar ada nüfusunun önemli kısmını oluşturan Müslümanlar bugün artık Türkiye’de. Ama çoğu Giritlinin, ecdat toprağını tanımadığı biliniyor. Lütfen Hanya limanındaki iskeleyi ve camileri, adanın başkenti Kandiye (bugün Heraklion) gibi Osmanlı ve İtalyan merkezlerinin yanında gene bu özellikleri taşıyan Rethymnon’daki (Resmo) eserleri görün: Mutasarrıflık binası, çeşmeler, ufak mescitler, Venedik kalıntıları (bilhassa lonca binası) tavsiyelerimiz arasında. Kandiye’deki mezarlık (taşlar müzede) ve Mevlevihane kalıntısı da görülecek yerlerden… Burası iklimi, coğrafyası ve bitki örtüsüyle en ilginç zeminlerdendir. Girit’i bilmeyen Akdeniz tarihini ve 17’nci ve 20’nci yüzyıl Türk tarihini de anlayamaz.

Türkiye coğrafyasını tanımak için: Batı Karadeniz

Ağustos sonunda rahatlıkla gezeceğimiz ve eski şartların çok değiştiği bir bölge… Osmanlı İmparatorluğu döneminde Sinop, Kastamonu ve bugünkü Zonguldak aynı vilayetin parçasıydı. Hatta Zonguldak’ın adı geçmezdi bile ama burada önemli eserler vardı. Gezimize Sinop’tan başlayalım… Sinop Kalesi’ni, şehirde kalan tekkeleri gördükten sonra Batı’ya seyahat edelim. Ayancık, ormanın içinde, sempatik bir kasaba. Oradan Kastamonu’ya geçiyoruz. Kastamonu merkezini gezmek en aşağı üç günümüzü alacaktır. Lise binasından camilerine, Şabanözü kazasındaki türbeye… Hemen merkez civarındaki Kasaba Camisi dediğimiz ahşap, orijinal anıt Beylikler dönemi için önemli bir mirastır. Çandaroğlu Emir Mahmud Bey zamanındandır. Uzak Kaşgar’daki camilerle benzerliği dikkate değer. Kastamonu’nun nefis orman yolları yapıldıktan sonra Cide üzerinden artık yolu olan Kurucaşile ve Amasra’ya ulaşırız. Amasra’dan dönerken Safranbolu yolunu tercih edebilirsiniz. Bir zamanların bu ıssız kasabası şimdi turizme açılmış vaziyette. Safranbolu’yu görmeyen Türkiye coğrafyasını tanımış sayılmaz.

Kaynak: T24 Kültür & Sanat

Kaynaktan Oku

Yorum yazın